RUSYA'NIN NATO ZİRVESİ KARARLARINA TEPKİSİ

Rusya tarihinin önemli ve ilginç özelliklerinden biri de zayıf olduğu ve sorunlar yaşadığı dönemde Batı ile ilişkilerinin iyi olması, güçlendiği ve aktif dış siyaset izlemeye başladığı dönemlerde ise bu ilişkilerin bozulmasıdır. Bu husus, Rus tarihinin tüm dönemleri (Çarlık, SSCB ve günümüz Rusya'sı) için geçerli. Güçlü Rusya, her zaman Avrupa'nın güvenliği açısından bir tehdit olarak algılandı. 1569'da Lehistan ile Litvanya'nın birleşmesinde, 1853'te Osmanlı'ya savaş açan Rusya'nın tüm Avrupa'yı karşısında bulmasında, II. Dünya Savaşı sonrasında NATO'nun kurulmasında, bu faktörün etkisi büyük oldu. Moskova'nın Dış Siyasetinin AB ve NATO'ya Etkisi 20. yüzyılın sonu - 21. yüzyılın başındaki olaylar da bu tespit için iyi bir örnektir. SSCB'nin parçalanmasından sonraki ilk yıllarda, Moskova, Batı ile romantik ilişkiler geliştirdi. Rusya'nın güçlenip eski Sovyet coğrafyasında ve SSCB'nin bir zamanlar etkili olduğu bölgelerde yeniden etkisini artırması ile Batı ile ilişkiler bozuldu. Moskova'nın bu siyaseti, dağılmakta olan Avrupa Birliği'ni (AB) ve Rusların görüşüne göre "Doğu Bloku'nun parçalanmasıyla misyonunu tamamlaması gereken" NATO'yu, adeta yeniden diriltti. Son aylarda AB ve NATO genişleme süreçlerini gündeme getirdiler. 28-30 Haziran'da Madrid'de yapılan NATO Zirvesi'nde İsveç ve Finlandiya birliğe davet edilirken, 23 Haziran'da Brüksel'de yapılan AB Liderler Zirvesi'nde de Ukrayna ve Moldova'ya "aday ülke" statüsü verildi. Dolayısıyla Moskova'nın izlediği dış siyaset ile AB ve NATO'ya yeni bir faaliyet alanı yarattığı söylenebilir. Rusya'nın AB ve NATO Genişlemesine Tepkisi Rusya'nın her iki genişlemeye karşı verdiği tepki de çok ilginç oldu. Rus yetkililer, Ukrayna ve Moldova'nın AB üyeliğine karşı olmadıklarını, İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğinin de Rusya'yı endişelendirecek bir gelişme olmadığını açıkladı. Bu yaklaşımı birkaç hususla açıklamak mümkün. AB'nin genişlemesi şüphesiz Rusya açısından NATO'nun genişlemesi kadar sorun teşkil etmiyor. Ancak düne kadar Moskova, AB'nin genişlemesine de karşıydı. AB'nin kararı ile ilgili Moskova'nın yaklaşımının sebepleri arasında şüphesiz; bu üyeliklerin çok uzun yıllara yayılacak olması, sonucunun belirsiz olması ve Kremlin'in o tarihe kadar da Ukrayna'da zaten istediğini alacağını düşünmesidir. Kaldı ki bu durumda dahi söz konusu ülkelerin üyelikleri pek mümkün görünmüyor. İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliklerine gelince; Rus yetkililer başta Rusya'nın bu ülkeler için asla tehdit oluşturmadığını dile getirerek İsveç ve Finlandiya'yı üyelikten vazgeçirmeye çalıştılar. Kaldı ki İsveç ile Finlandiya her ne kadar bugüne kadar tarafsız kalmayı başarsalar da fiiliyatta zaten Batılı örgütlerle entegrasyon içerisinde oldular. Kremlin için asıl önemli olan, İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğinden ziyade, iki ülkenin topraklarında önemli askeri teknolojilerin yerleştirilip yerleştirilmeyeceği konusudur. Geçtiğimiz aylarda İsveç ve Finlandiya yetkilileri topraklarında nükleer silahların yerleştirilmesine izin vermeyeceklerini açıkladılar. Dolayısıyla Moskova'nın bu üyeliklerin kendisini endişelendirmediğine dair açıklamasını da tüm bu hususlarla açıklamak mümkün. Kaldı ki Rus yetkililer, NATO'nun bu genişlemesinin de cevapsız kalmayacağını, NATO'nun Rusya sınırında genişlemesinin aynı zamanda Rusya'nın da NATO sınırında genişlemesi anlamına geldiğini dile getiriyor. Stratejik Ortaklıktan Doğrudan Tehdide NATO Zirvesi'nde kabul edilen stratejik konseptin Rusya'yı ilgilendiren başka maddeleri de var. NATO'nun bir önceki konseptinde (2010) "stratejik ortak" olarak adlandırılan Rusya, 2022 konseptinde "müttefiklerin güvenliği, barış ve istikrarın önünde en önemli ve doğrudan tehdit" olarak nitelendirildi. NATO yönetimi bu doğrultuda Rusya sınırlarında kendi askeri varlığını da artırıyor. Buna göre NATO Mukabele Kuvveti'ndeki asker sayısı 40 binden 300 bine çıkartılarak, bunların bir kısmı Rusya sınırına yerleştirilecek. Ayrıca başta Polonya ve Baltık ülkelerine muhtemel saldırıları püskürtebilecek teknolojiler gönderilecek. Yine İngiltere, İspanya ve diğer ülkelerde Amerikan askeri sayısı artırılacaktır. Moskova'yı Rahatsız Eden Ukrayna'nın NATO Üyeliği NATO Zirvesi'nde Ukrayna'ya sonuna kadar maddi ve askeri desteğin verilmesi ve Ukrayna'nın NATO'ya üyelik süreci üzerinde çalışmaların devam ettirilmesi yönünde kararların alınması da Rusya'yı rahatsız eden konulardır. Aslında alınan bu kararlar şaşırtıcı olmadığı gibi Rusya'nın buna karşılık vereceği cevap da şaşırtıcı olmayacaktır. Öyle anlaşılıyor ki Moskova; Belarus, Kaliningrad ve İsveç ile Finlandiya sınırındaki asker sayısı ve askeri teknolojileri artıracaktır. Yine NATO'nun Bosna, Gürcistan ve Moldova'nın destekleneceğini ve "kapıların" açık bırakılacağını açıklaması da Moskova-NATO mücadelesinin Ukrayna ile sınırlı kalmayacağını gösteriyor. NATO Çin'e Karşı da Genişliyor Rusya açısından "olumlu" bir gelişme ise belki de ilk kez NATO'nun konseptinde komşusu Çin'in de adının geçmesi ve zirveye Çin'in Asya Pasifik'teki komşularının (Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Kore) katılmış olmasıdır. Öyle anlaşılıyor ki Rusya'nın yıllardır sorduğu "NATO kime karşı genişliyor?" sorusunu artık Çin de sormaya başlayacak ve bu süreçte Rusya ile iş birliğini artıracaktır. Diğer bir deyişle Rusya nasıl kendi elleriyle Batılı örgütlerde birlik beraberliği sağladıysa Batı da kendi elleriyle Rusya-Çin ittifakını pekiştiriyor. Öyle anlaşılıyor ki Moskova, bu süreçte Çin'in yanı sıra Brezilya, Hindistan, Güney Afrika Cumhuriyeti gibi ülkelerle de gerek ikili ilişkiler gerek BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) çerçevesinde hem diplomatik ambargoyu delmeyi hem de ekonomik kazançlar elde etmeyi planlıyor. Adı geçen ülkeler arasında askeri alanda da iş birliği geliştirilmesinin önünde bir engel yoktur. İşin ilginç tarafı, bundan daha birkaç yıl öncesinde Şanghay İşbirliği Örgütü, adeta NATO'ya alternatif olarak değerlendirilirken bugün bu örgütün adından dahi söz edilmiyor. NATO Zirvesi'nde alınan kararlar, Rusya açısından aslında yenilik içermiyor. Rusya'nın asıl tehdit olarak algılanması, Ukrayna'ya yardım edilmesi, NATO kapılarının diğer ülkeler için de açık bırakılması, NATO'nun özellikle Doğu Avrupa'da askeri varlığını artırması, zaten bilinen ve beklenen kararlardı. Bundan dolayıdır ki Rus yetkililerin tepkisi sınırlı olduğu gibi Moskova da buna göre kendi siyasetini belirliyor. Zirvede kabul edilen ve 2030 yılına kadar geçerli olacak stratejik konseptten anlaşılacağı üzere önümüzdeki yıllarda Rusya-NATO mücadelesi, Avrupa cephesinde tüm hızıyla devam edecek. Rusya ile Batı, askeri olarak doğrudan karşı karşıya gelmese de Ukrayna örneğinde olduğu gibi üçüncü ülkeler üzerinden adeta savaş halinde olacak. Bu yazı, 04.07.2022 tarihinde Anadolu Ajansı'nda yayımlanmıştır.